Hoşçakal!

Annemin babasını da babamın babasını da hiç tanımadım. Annemin babası ben henüz bir yaşındayken akciğer kanseri sebebiyle vefat etmiş. Babamın babası da, babam küçük yaşlardayken vefat etmiş.
Yani benim hiç dedem olmadı aslında.
Nedense yaşlı amcalara karşı acayip bir zaafım vardır, herhalde onları hiç tanımadığım dedelerimin yerine koyduğum ya da koymak istediğim için.
Ancak "Dede!" dediğim sadece bir kişi vardı. Vardı diyorum, çünkü artık o yok.
Annemin babasının kardeşi, yani annemin amcası benim de dedem, tavla arkadaşım...
Yine aynı son, kanser hem de akciğer kanseri...
Geçen çarşamba günü kaybettik onu.
Kendimi çok kötü hissediyorum. O can verdiği sırada ben yakın bir arkadaşımın doğumgününü kutlamak üzere Taksim'de bir barda eğleniyordum.
Bu canımı acayip sıktı, kendimi suçlu gibi hissediyorum.
Aslında ben şuan bu yazıyı yazarken bile dünyada bir yerlerde birileri hayattan göçüp gidiyor...
Ama giden kişi bizden olunca nedense garip bir his kaplıyor insanı.
Neden hep sevdiklerim!
Tıpkı Zeynep Teyze gibi o da gitti... (Bkz. Büyümek İstemiyorum! )
Hiçbir zaman büyük laflar etmem, daha beteri olur diye korkarım. Daha fazla sevdiğim insanı kaybetmek istemiyorum.
Daha neler görceksin, dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız, daha hiçbir şey görmedim. Aslında şanslı olduğumu bile söyleyebilirim.
Sevdiğim insanlar, hep bir hastalık sebebiyle öldü. Hatta öldüğüne sevindiğim insanlar oldu, sırf daha fazla acı çekmesinler diye.
Belki de başka türlü bir ölüm olsaydı buna dayanabilecek gücüm olmazdı, bilemiyorum.
Kafamda birsürü düşünce var.
Çok mu güçsüz bir insanım diye düşünüyorum ama ne olursa olsun insan az ya da çok etkileniyor olan biten her şeyden.
Dedem gece 03.00 gibi vefat etmiş. Ölmeden 15 dk önce de damadıyla tavla oynamış, biraz sinirliymiş o gün. Öldüğü zaman da ağzından çok kan gelmiş.
Gece babamlara haber vermişler ama babam bize haber vermedi.
Sabah 10.00 gibi telefonuma gelen mesajdan öğrendim, bu da işin ayrı sinir bozucu taraflarından biri.
Annem de amcasını çok sever, o sırada da yanımdaydı. Zaten son zamanlarda durumunun çok iyi olmadığını söylemişlerdi, annem de görmeyi çok istiyordu ama kısmet değilmiş.
Anneme dedemin öldüğünü söylediğimde pek tepki vermedi. Babamı aradı, duyduğum doğu mu diye sordu. Babam da evet dedi zaten.
Sonra benim evden acilen çıkmam gerekiyordu ve çıktım. Annem telefonda baya ağlamış, dayım falan da İzmit'e gitmek için çoktan yola çıkmış, annem de sinir oldu cenazesine gidemedi, çok üzüldüm.
Telefonda falan baya ağlamış. Babamlar da bana kızdı.
Niye söyledin?
İnsan alıştıra alıştıra söyler?
Telefonda ağlıyordu?

Yuh yaa, herhalde ağlayacak, her normal insanın vereceği bir tepki bu zaten, niye şaşırıyorsunuzki!
Ben de ağladım duyunca, insan üzülüyor sonuçta güzel bir haber almıyor kimse.
Siz ağlamadınız mı?
Ölümün alıştırması mı olurmuş allaşkına!
Adam zaten hasta, beklenmedik bir şey miydi bu!

....
gibi birsürü saçma sapan muhabbete girdim, iyice sinirim bozuldu...
Bütün bir haftam bunlarla geçti.
Babam da İzmit'e gitmişti. İzmit'den de pazar günü 01.30 gibi İstanbul'a geldi. Babamı gördüğüm için sevindim tabi, dedem giderken bize de bir kıyak yapmıştı.
Yine aynı günün gecesi için kendine bilet almıştı. Eve geldi, oturdu. O sırada telefon geldi, Ankara'da okullar 1 hafta tatil diye...
Tabi gidip hemen bileti değiştirdi. Haftaya pazar gününe aldı. Böyle de bir tesadüf yaşadık.
Bakalım daha neler yaşayacağız...
Sevgiler...

Abraxas...
26.10.2009

Kimseye Etmem Şikayet


Yine yoğun günler geçirdim.
Bilen biliyor zaten kim olduğumu ama bundan sonra direkt olarak adım ve soyadım burada yazmayacak, bilenlerden de bundan sonra adımla hitap etmemelerini rica ediyorum.
Neden böyle bir karar aldığımı sorabilirsiniz tabi haklı olarak...
Yaptığım işi önemsiyorum, yazı yazmaktan yana bir sıkıntı yok.
Aslında yazmak çok güzel ve birçok insanın yapmayı bile düşünemediği bir şey. Yani hem zevkli bir iş yapıyoruz hem de çok kolay olmayan bir iş.
Kolay olduğunu iddia edenler de olabilir, onlar da haklıdır...
Ben zor ve emek isteyen bir iş olduğunu düşünüyorum. Özellikle de yazı yazmaktan başka yapmanız gereken yığınla iş varsa...
Herneyse yazdığım bu son cümleler en başta söylediğim konuya bir açıklama niteliğinde olamaz.
Sadece bundan sonra böyle olması gerektiğini düşünüyorum.
Geçtiğimiz cuma günü yani ayın 16sında önemli bir yerde önemli bir sunum yaptım. Yeri ve konuyu söylersem kimliğim açığa çıkacağı için yine susuyorum. Aslında aylardır bu sunum için çalışıyordum ve son haftalarda kendimi çok iyi hissetmemeye başlamıştım. Mide bulantıları, baş ağrıları, sıkıntı, stres vs. hepsi had safhaya ulaşmıştı.
Ben çok zor durumda kalmadıkça aspirin bile içmeyen bir insanım. Haftaiçi dayanamayıp eczaneden multi vitamin aldım. Yorgunluk, uykusuzluk vs. bütün bunlara bir hafta boyunca katlanmalı ve cuma günü yapabildiğimin en iyisini yapmalıydım, sonuçta 4 aydır çalışıyordum ve emeklerim boşa gitmemeliydi...
Pazartesi günü aldığım ilaçtan bir adet çarşamba bir adet de cuma günü aldım. Herhangi bir yan etkisi olmayacaktı. Gece dinleneceğim için de faydasını görecektim. Yalnız sorun şu ki; vitamini içtiğim zaman felaket derecede susuyordum. Bu büyük bir problem, çünkü konuşma sırasında ağzımın kurumaması gerekiyordu...
Cuma sabahı bütün eşyalarımı toplayıp bir arkadaşıma gittim. Gidişim ayrı bir dertti zaten, o konulara girip de canınızı hiç sıkmayayım. Daha ne giyeceğimi bile bilmiyordum. 12.00 sunum başlayacaktı ama ben arkadaşımın evine 10.00 da ancak gidebildim. Önüme ilk çıkan şeyi giydim mecburiyetten. Şans eseri en güzeline denk geldi o da ayrı.
Koştur koştur çıktık evden, hava da enteresan derecede sıcaktı, üstüme aldığım ince hırkadan tiksindim diyebilirim.
Kısa sürede kongreye yetiştik, zaten yaklaşık yarım saat geriden geliyordu konuşmalar. 12.00 de başlaması gereken sunumum 12.30 gibi başladı, öğle yemeğinden önceki son konuşma...
İnsanların uyumaması için üstün çaba sarf edilmesi gerekiyordu...
Kardeşim ve arkadaşlarım da dinleyici koltuklarında yerlerini almışlardı. O an anons yapıldı, çok heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. İlk defa toplum karşısında bir sunum yapacaktım. Toplum derken bahsettiğim kişiler doktorantlar, prof.lar, tıpçılar, genetikçiler vs.den oluşmaktaydı. Öğrenci nufusunun oldukça az olduğu bir yerdi...
Ayağa kalktım ve kürsünün önüne gittim. Sunumu önceden oraya vermediğim için de laptop'ı açıp bir süre insanları beklettim. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi başladım anlatmaya. Bu rahatlığıma fazlasıyla şaşırdım. Sesim hiç titremiyordu, halbuki ben heyecanlandığımda sesim titrer. Allah'ım yoksa heyecanımı mı kaybetmiştim... Herneyse sunum yaparken bile bu embesil cümleler aklımdan geçiyordu...
Derken sunum bitti ve yerime otururken insanların baş parmaklarını havaya kaldırdıklarını gördüm, evet evet tam olarak bana yapıyolardı... Güzel yapmıştım demek kii, başarmıştımmm....
Bu gerçekten gurur vericiydi. Öğle yemeğinde hoca da çok başarılı bulduğunu söyledi. Sunum yaptığım kurumun başkanı da ayrıca görüşeceğini söyledi ama henüz bir ses seda yok. ATK'dan da tanıdık birisi vardı, ben o kadını pek sevmem, staj yaptığım dönemde beni kölesi gibi kullanmıştı ama o da sunumumu çok beğenmiş. Bir de diksiyonumu falan çok beğendiklerini ifade ettiler. Ben de çok mutlu oldum tabi. =) Konumla alakalı olarak sorulan sorularaysa pek cevap veremedim çünkü sorular beni aşacak düzeydeydi, ATK'dan birkaç tane savcı gelmişti dinleyici olarak ve sorulan sorulara direkt olarak onlar müdahale ettiler, "Bu sorulara bizim yanıt vermemiz daha uygun olur." şeklinde bir cümleyle giriş yaparak...
Bu arada arkadaşlarım da çok beğenmişler. Bu benim ilk sunumum olduğu için, çok önemliydi. Onlar da beni bu önemli günümde yalnız bırakmadılar, sonsuza kadar teşekkür ediyorum zaten. :)
Arkadaşlarımdan biri teşekkürlerime karşılık olarak; "Saçmalama be, sayende aç karnımızı doyurduk!" diye bir cevap verdi, o da ilginçti.
Sonra birsürü kişi konuşmasına devam etti, kokteyl vs... her şey bittikten sonra dışarda acayip bir yağmur başlamıştı. Arkadaşımsa evde yoktu... Ben kendime bir sığınak bulup beklemeye başladım ama daha fazla beklemeye dayanamadığım için çıktım ve eve doğru yürümeye başladım. Hava çok soğuktu ve benim çantam bile yoktu yanımda...
Sadece cüzdanım, telefonum ve fotoğraf makinem vardı. Arkadaşlarımı erkenden yollamıştım, keşke yollamasaydım. Bütün elektronik eşyalarım yağmurda sırılsıklam oldu ama onları geçelim. Her şeyden önemlisi ben sırılsıklam olmuştum.
Arkadaşım da yolda olduğunu söylemişti. Herneyse ben bunların eve doğru yürümeye başlamışken, bir de ne göreyim bizim kapının önüne giden otobüs. Beklesen gelmez yani... Salla şimdi Merve'yi beklemeyi, bin şu otobüse; dedi içimdeki ses. Yalnız giydiğim kıyafeti de görmeniz lazım, dışardaki havaya oldukça ters...
Bindim otobüse ve rahatladım. O sırada arkadaşım da aradı, geliyorum nerdesin diye. Ben de otobüse bindiğimi söyledim falan filan... Gerisi de tahmin ettiğiniz gibi oldu.
Ertesi sabah yataktan kalkamadım. domuz gribi midir nedir? Vücudumun her yeri ağrıyor, midem bulanıyor, burnum akıyor, hapşuruyorum...
İşte şimdi hapı yuttuk dedim, yazık canım arkadaşım da hep benim yüzümden hasta oldun diyip durmaya başladı ama rahatlattım ben onu...
Çok dua etmiştim, "Sunuma kadar bir şey olmasın da sunumdan sonra ne olursa olsun diye..." Nasıl içten bir dua etme yeteneği varsa, sunumun ertesi günü şifayı kaptım. Kaç gündür yatıyorum paso.
Geçen hafta çarşamba günü de doğumgünümdü, inanılmaz sayıda insan doğumgünümü kutladı, çok mutlu oldum ama salı ve perşembe günü sınavımız, cuma günü de sunumum olduğu için doğumgünü kutlamasını haftasonuna ertelemiştik. Ben hasta olunca da doğumgünü falan yalan oldu anlayacağınız ama en kısa zamanda bunu telafi etmem gerekiyor. :)
İki gündür "kimseye etmem şikayet" isimli Türk Sanat Müziğimizin önemli eserlerinden olan parçaya sardım, sizlere de onu armağan edip susuyorum.
Sevgiler...

Abraxas...
19.10.2009

Merhabayın Hellooo!!!


Son yazımı 23.05.2009 tarihinde yazmışım...
Tarih: 02.10.2009

Bu süre içerisinde nerelerdeydim, neler yaptım?
Öldüğümü sanan bile olmuş... :))

Herneyse efem, aslında dönmemek üzere bıraktığımı itiraf etmeliyim ancak 4.ayın sonunda dayanamadım ve tekrar aranıza katılmaya karar verdim.
Tabi sizler beni tekrar aranıza almayı kabul ederseniz...

Çok yoğun bir 4 ay geçirdim. Ayrıntılara çok fazla girmek istemiyorum ama çok gezdim çok gördüm diyip geçiştireyim.
Bu yoğunluk uzun bir süre daha devam edeceğe benziyor ama umarım her şey istediğim gibi devam eder...
Sizleri de takip edemedim hiç, kusuruma bakmayın artık...
Vakit buldukça hem bloguma hem de sizlere vakit ayırmaya çalışacağım ama sizler de beni, bu yeniden alışma sürecimde yalnız bırakmayın lütfen.

Tekrardan hoşgeldim, hoşgeldiniz bloguma.
Bu yazıyla birlikte 100. yazımı yazma şerefine de erişmiş bulunuyorum. Hakikaten 100. yazımın böyle olacağını hiç tahmin etmiyordum, yani ne biliyim biraz gereksiz ve boş bir yazı belki de...
Nedense yazacak çok fazla şeyim olmasına rağmen fazla bir şey yazamadığımın da farkındayım. Biraz daha zamana ihtiyacım olacak sanırım. Çok yoruldum sadece, şuan tek ihtiyacım olan biraz dinlenmek.
Sevgiler.

Abraxas

02.10.2009
View technorati.com My Internet Diploma Subscribe to me on FriendFeed