Saygı ve Şükranla Anıyoruz...

94 yıl önce bugün 18 Mart... Destan yazıldı bu topraklarda. Düşman gemilerinin Çanakkale Boğazı'nı geçip İstanbul'a ulaşma çabaları sonuçsuz kaldı...
Fazla söze gerek yok. Sadece bizim için değil Dünya tarihi için de önemli yere sahip olan Çanakkale Zaferi'nin başkahramanlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi (Hayatta olan yok diye biliyorum.) saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz.
Bu ülkeyi bizlere emanet eden bu korkusuz ve cesur insanların yüzlerini kara çıkarmamak dileğiyle...
Sevgiler...

Abraxas...
18.03.2009

Ameno_Su Platformu

Efendim umarım beğenirsiniz. Bloguma ilk koyduğum şarkı oluyor kendisi. Blogcu'da daha önceden notting else matters vardı ama sonra kaldırmıştım. Buraya da hiç şarkı eklememiştim. Harun'dan rica ettim, o da sağolsun benim için gereken kodu aldı ve bloguma böyle bir güzellik yapmaya çalıştık.
Yabancı şarkıları özellikle seçiyorum, çünkü türkçe şarkı koyduğum zaman şarkı çaldığı sırada yazıya değil şarkıya odaklandığımdan okuma olayı güçleşiyor. Eeee "Ellere var da bize yok mu?" seslerini işitir gibi olduğumdan yabancı şarkı koymak farz gibi bir şey oluyor. Aslında bir gün de arabeskin en can alıcı yerinden gireceğim de henüz blog olgunlaşma evresini tamamlamadığından zaten az olan blogcuları da kaçırmayı hiç istemiyorum. (yıhyıhyıhyıh_Taş Devri'nden Barni Moloztaş)
Bu arada o kadar uğraştık didindik koyduk şarkıyı. Dinlememezlik etmeyin vallahi bozuşuruz, çok ayıp emeğe saygı da yoksa artık ne işimiz var burda. :)
Kendimi düşündüysem namerdim, o kadar diyorum bak! :)

Bu arada ufak ama aslında çok önemli bir duyuru da yapmak istiyorum, aslında bu konuyla ilgili bir yazı yazmayı düşünüyordum ama maalesef vaktim olmadı, çok üzgünüm bu yüzden. Şimdi sizlere yeni bir görev veriyorum. Su platformu sitesine giriyorsunuz, oradaki yazıları doğru dürüst okuyup bilgi sahibi oluyorsunuz. Hatta ve hatta anneniz, babanız, kardeşiniz, teyzeniz halanız, arkadaşlarınız falan filan hepsine de okutuyorsunuz. Neden? Çünkü günümüzün en önemli konusu, aynı zamanda da sorunu: Su
Su hakkında ve suyun ticarileştirilmesi hakkında bildiklerinizi gözden geçirmek, bilmediklerinizi öğrenmek için okumanız, okumamız, okutmamız şart. Bu sadece benim sorunum değil, hepimizin sorunuysa eğer çözüm için herkesin duyarlı olması gerekir. Ana sayfanın sağ üst köşesinde etkinlik takvimi yazan bir yer var, ilginizi çekerse muhakkak o kısma da göz atın. Bu büyük bir organizasyon, öyle dandirik bir link de vermedim yani buradan da organizasyonun hangi çevreler tarafından desteklendiğine bakabilirsiniz.

Ödevlerinizi bitirince yıldızlı pekiyi vereceğim, en sevgi dolu olanlarından...
Sevgiler...

Abraxas...
15.03.2009

Aslında Ben Yoğumm/Mim_7

Sevgili H. Y. Ergün tarafından mimlenmişim. Kendimi tanıtmamı ve kim olduğumu anlatmamı istemiş...
Hay hay efendim. :)

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bir insanın kendisini tanıması bir de bunu başka insanlara anlatması oldukça zor bir iştir. Dolayısıyla benim bu anlamda bir çabam hiç olmamıştır. Nasıl bir insan olduğumu 'benim' cümlelerimle okumanız da ne kadar doğru olur bilemiyorum. Aslında benim nasıl birisi olduğumu yazılarımdan da az çok çıkarabilirsiniz diye düşünüyorum...
Cinsiyetle başlayalım isterseniz, erkek olduğumu sananlar olabilir aramızda, değilim efem. :) 22 yaşında, üniversite öğrencisi bir gencim, güzelim... :) Şaka bir yana, bilenler bilir ama belirtmekte fayda var Kimya Mühendisliği Bölümü'nde okuyorum. İstediği bölümde okuyan biri olarak kendimi şanslı hissediyorum. :p
Eee başka ne yazacağım ben! :) (Dehşete kapıldım şuan.)
Bilgisayar zaten hayatımın vazgeçilmezlerindendir.
Kedi, köpek, kuş gibi hayvanlara dokunamam, korkarım. Ancak onlardan da kaçamıyoruz değil mi? :)
En sevdiğim yemek de mantı, ohh olsa da yesek. :) Yine nuggeta kaldık, heyhat! :)
Ha bir de kimya mühendisliğinde okuyorum ya laf aramızda en sevdiğim element de flor. :) Favori elementimdir.
Ben şöyle zekiyim, ben böyle çalışkanım, ben öyle bir insanım ki kelimelerle ifade edemiyorum gibi cümleler sarf etmek istemiyorum bu yazıda. Zira bunu beni tanıyanların söylemesi daha doğru olur, diye düşünerek yorumlarını beklerken bu mimi pasladığım isimleri de listeleyeyim:
1. sagirkedi
2. umidim
3. Trivium
4. mor büyü
5. yasamladans

Sevgiler.

Abraxas...
11.03.2009

Dilber Hala Reklamlarda...

Avrupa Yakası'nı izliyor musunuz bilmiyorum ama Binnur Kaya'nın canlandırdığı bir Dilber Hala karakteri var ve ben ona tabir-i caizse hastayım. Aslında Binnur Kaya'nın yaptığı her işi beğeniyorum. Bir Demet Tiyatro olsun, Çarli olsun, Yabancı Damat, Babam ve Oğlum ve dahası...Yaptığı her işte adından söz ettirmeyi başaran ve sahnede devleşen bir isim deyim yerindeyse. Ben Avrupa Yakası dizisinin yayınlandığı gün aynı saatte başka bir kanalda yayınlanmakta olan bir diziyi seyrediyorum ve Avrupa Yakası'nı da internette izlemeye çalışıyorum.
Bugün kardeşim bir sitede bana birkaç video izletti. Binnur Kaya'nın Dilber Hala karakterinde oynadığı reklamları izleme fırsatı buldum ve inanın çok eğlendim. Sizlerle de bunu paylaşmak istedim. Açıkçası burada reklamın hangi ürün adına yapıldığının pek bir önemi yok benim için. O yüzden de böyle düşünüyorum ve fırsatınız olur da vakit ayırmak isterseniz BURADAN videolara bakabilirsiniz. Oyhh tirledim haa vallaha tirledim ammaa bu defa öyle bir tirledim ki vallaha cıbıldağım çıktı, vuyhh :)
Sevgiler.

Abraxas...
09.03.2009

Bir Belge Dramı

Günlerdir koştur koştur bir hâl oldum. Staj başvuruları için ordan oraya savruldum resmen, harap ve bitap düştüm.
Okulun bölüm başkanlığına dilekçe yazmıştım, 'staj zorunluluk belgesi' istediğime dair. Ertesi gün belgeyi aldım. Ancak başvurduğum kurum okulun bize vermiş olduğu dandiri b.ktan dilekçeyi kabul etmedi. Bölüm Başkanlığına tekrar bir dilekçe yazdım:
A kurumunda x-y tarihleri arasında 15 iş günü süreyle laboratuvar stajı yapmak istediğime dair bir dilekçe. Okulun bunu kabul edip etmeyeceği vs.
Ertesi gün belgeyi almaya gittiğimde kadın bana yine aynı saçmanın da ötesinde dilekçeyi verdi.
Kadına dedim "Bu belge benim işime yaramıyor, ben sizden bunu istemedim. Dilekçeme bakarsanız ne istediğimi görürsünüz..." Allah'ım yaa beni niye böyle sınıyorsun! Ağzına almış bir 'matbu belge' lafını sanki başka bir şey bilmiyor. Yok bu belgenin dışına çıkamayız da bilmem ne de bilmem ne... Sinir oldum ve gittim A kurumuna. Torpilim de var söylemesi ayıptır, direkt bölüm başkanına gittim. Adam belgeyi evirdi çevirdi... Sizin okuldan da başka bir belge beklemezdim zaten, dedi ve ekledi: Utanıyorum bu okuldan mezun olduğum için...
Ben mi??
Şoktayım o sırada...
Anlattım derdimi. Böyle böyle dediler bana, başka belge yazamıyoruz dediler daha önce de dilekçe vermiştim zaten o zaman da aynı belgeyi verdiler falan dedim. Zaten belgelerin aslı da yanımda olduğu için gösterdim onları. Adam belgeyi aldı üstünü başını çizdi. Anlattı falan. Sizin sekreterlik yazı yazmaya üşeniyor galiba dedi. Açtı staj klasörlerini tek tek tüm belgeleri gösterdi. O an ben de bizim okuldan utandım.
Her sene aynı zorluğu çıkarıyor sizin okulunuz. Bizim zamanımızda öğrencilerin stajını okul ayarlardı. Şimdi çok değişti. Al sen bu belgeyi, götür bölüm başkanınıza. Zaten ben de onun eski öğrencisiyim. Göster nasıl yazılması gerektiğini, bir de selamımı söyle dedi.
Zaten yorgunluktan cılkım çıkmıştı. Tekrardan düştüm yollara ve okula gittim. Bölüm Başkanı da yoktu okulda. Onun onayını almadan da yapabileceğim hiçbir şey yok zaten... Yine gittim iyilerin dostu kötülerin düşmanı Erol Hoca'ya. Anlattım derdimi. 2 seferdir aynı belgeyi veriyorlar diye. Yazamıyorlarmış dedim.
Hoca da dedi:
-Nasıl yazamıyorlarmış ya! Yalan!

Açtı dosyasını belgemi yazdı özene bezene. Uğraşmıyorlar hiç vallaha, çalışma disiplini denen bir şey yok, dedi.

Ben imzalatırım yarın dedi. Ben de doğal olarak bugün gittim hocanın yanına... Olay oldu benim belge okulda. Bölüm Başkanı Dekanlıkta konuyla ilgili görüşme yapmış, birtakım araştırmalar yapılmış ve yapılacak diye 10.00 da alacağım belgeyi 14.00'de aldım. Neyse buna da şükür. Ya alamasaydım?

Belgeyi aldım tabi hocaya nasıl teşekkür ediyorum görmeniz lazım. Hayat memat meselesi. Stajı yapamasam diploma alamam o derece önemli. Belgeyi de zaten aldığım gibi staj yapmayı düşündüğüm yere gittim. Oraya da fotoğraf makinesiyle girememek kadar iğrenç bir şey yok ya... :)
Neyse işte adamlar her seferinde olduğu gibi yine fotoğraf makinemi aldılar ve :
-Sen geçen gün de gelmiştin değil mi?
-.............'le mi görüşecektiniz?
gibi sorularla beni tanıdıklarını belli ettiler.
Sevgiler efenim beni sizler var ettiniz.

Girdim içeri gururla belgemi sundum. Adam şaşırdı. Vay Derman hoşgeldin, nasılsın falan diye. Dedim iyiyim siz nasılsınız. Oturduk, muhabbet ettik. Ben de başarı öykümü gururla anlattım falan. Adam da orada benim staj yapmak istediğim bölümün başkanı ya aradı hemen birisini. Adam halime acıdı tabi referansı benim, dedi... Benim tabi benlik duygum en üst seviyelerde o sırada... Gittim adamın yanına numarımı falan verdim. Herhalde galiba kesin muhakkak sanırsam o staja kabul edilirim gibime geliyor. (Bu ne mal bir cümle!)

Şuan da yorgunum ama olsun yine de işimi halletmiş olmamın verdiği bir huzur var içimde. Yarın da işletme stajım için başvurucağım yere gideceğim. En sinir olduğum şey de torpil ve referansınız olmadan hiçbir şey yapamamanız. Benim var da öyle yırttım yine. :)
Ama ne olursa olsun hoş değil...
Sevgiler.

Abraxas...
05.03.2009

Tecavüzden Kurtulmak_Abarttım mı? :)

Halk oyunlarını bıraktım, en azından şimdilik öyle düşünüyorum. Aylardır gidiyordum ama bana göre değil kesinlikle. Her defasında "Niye burdayım?" diye kendime sorup duruyordum. Bir de çalışmalar çok uzun sürdüğünden çok yoruluyordum.
Şuan kesin olmasa da bırakmak istiyorum artık.
Bugün gitmedim çalışmaya, yaklaşık 2 saattir çalışma sürüyor. Ne yapıyorlar diye merak etmiyor de değilim açıkçası.
Haftaya da gitmeyeceğim. Zaten haftaya seminerde olacağım iki gün boyunca. İstesem de gidemem anlayacağınız.
Ya bir de asıl soğumama sebep olan şey, oyundan ziyade kursa gelen kadınlar diyebilirim. Hiç cıvık cıvık davranışları sevmem. Daha önce de bahsetmiştim zaten, sürekli yanıma geliyorlar falan.
Kadının biri de zaten dadandı bana; lezbiyen midir, kardeşi falan mı var çözemedim.
Iyy midem bulandı valla anlatırken. Ben bir de mal gibi kadına telefon numaramı vermiştim. Vermez olaydım, kafa yok işte... Kadın arayıp duruyor, ben de telefonu açmıyorum. Ondan sonra neden açmadığımı soruyor falan.
"Yemeğe gidiyorduk da seni de çağırayım demiştim."
Banane ya sizin gittiğiniz yemekten.
Yok efendim eğleniyorlarmış, dans ediyorlarmış da bilmem ne de bilmem ne...
Gecenin köründe ne yemeği anlamıyorum zaten...
Yemeğe giden adam 21.00 de niye ararki! Saçmalığa bak... O saatte sen beni arıyorsan, beni almaya ancak 22.00 gelirsin. Sonra yemeğe kaçta gidersin?
Bir kere o saatte yemek yenmez; kilo alırsın bir de kalp krizi geçirirsin. :)
Gülmeyin bana ama korkuyorum kadınların hepsi ayrı bir dert...
Tenhada kıstırırlar diye korkuyorum artık. Zaten karanlıkta çıkıyoruz kurstan...Allah muhafaza. :)
Bir de ben hiçkimseyi kırmak istemem ama bunlar da işi abarttılar artık. Ayy sıkıldım, bunaldım anlatırken...
Gidiyorum ben, başka bir yazıda görüşmek üzere...
Sevgiler.

Abraxas...
01.03.2009
View technorati.com My Internet Diploma Subscribe to me on FriendFeed