
Sene 2006ydı...
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nin Tiyatro kulübüne gitmiştik koşa koşa... Derslere başlamıştık zevkle...
Ben Mühendislik Fakültesi'nde öğrenciyim, bilen bilir zaten.
"Beni almayacaklar kesin."
"Abi ben niye gidiyorum ki, boşuboşuna?"
"Ne yapacağım ben, ne diyeceğim?"
...
Kafamda birsürü soru işareti...
Sadece hazırlıkta okuduğumu söyledim.
Mühendislik fakültesinden olduğum daha sonraları duyulacak, söylenecekti.
Herneyse efem, çok tatlı arkadaşlarımız, ablalarımız, abilerimiz oldu. Yanlış anlaşılmasın bunlar öyle bir kısım kesim tarafının abla ve abileri değildirler. Sadece yaşça bizden büyüktürler.
Tabi oyunlar oynanıyor, herkes harıl harıl çalışıyor ama bize görev verilmiyor malum yeniyiz...
Buna sinirlenip içerleyen bazı arkadaşlar da bırakıyorlar tamamen. gören duyan yok. Oyuna bir hafta kalmış...
Yolda karşılaşıyoruz.
Işıkçı lazımmış. Hayırdır, diyorum içimden. Kimse kalmamış mı bu görevi yapacak!
Ben yaparım ne olacakki.
Ama öğretmeniz lazım...
İnsan hayatında kaç kere ışıkçı olabilir ki.
Her şey benim elimde, benimle iyi geçinmeleri lazım...
Şaka bir yana bir hafta çalışıp işleri rayına sokuyoruz. Oyunun sahnelendiği gün gösterdiğim performansa hayret ediyorum. Arkadaşlarımdan bahsetmeme gerek yok. Onlar zaten anlatılmaz yaşanır. :)
Günler geçiyor. Ben okul asma işini pek beceremediğimden uzak kalıyorum. Bizimkiler aynı kadroyla kulüpteler. Ben de sadece çalışma saatlerinde gidiyorum tabi. Her şey çok güzel, çok mükemmel görünüyor.
Birgün yine gidiyorum, içerde bir telaş, makyajlar yapılıyor. Cici kıyafetler giyiliyor, temizlik desen almış başını gidiyor... Yemekhanenin bardakları, tuzlukları ve sürahileri getiriliyor daha doğrusu aşırılıyor... Bir Türkel Hoca lafı dönüyor ortalıkta ama konuya yabancı olduğumdan sadece seyretmekle yetiniyorum. Tabi o sırada elime verdikleri temizlik beziyle olaya dahil olmam da ayrı bir mesele.
Ne oluyor ya?
-Türkel hoca gelecek!
-Ay Türkel hoca, canım yaaa
-Çok özledim ya valla
-Abi okula gitmezsen tabi özlersin
-Sus terbiyesiz o olmasa şuan sen burada olamazdın
-He doğru...
Merak ediyorum.
Ama Türkel olarak değil Türker olarak anladığımdan erkek bir hocanın gelmesini bekliyorum.
Bir süre sonra telefon geliyor.
Türkel hoca gelmekte...
Milletteki heyacını görmeniz lazım.
Kim bu Türker Hoca yaaaa! diyorum içten içe...
Sonra içeri giriyor Türkel Hoca.
Nasıl temizlik yaptıysak artık odayı görünce şaşkınlığını gizleyemiyor...
Hey gidi günler heyy...Neydik ne olduk, diyor...
Çok mutlu, gözleri gülüyor.
Odada tanınmamış mal mal bakan tek kişi benim.
Türker Hoca bu muymuş ama bu hoca bayan diyorum yanımdakine fısıltıyla. Gülerek kısaca tanıtıyor kendisini. O sırada arkasını dönüp çağırıyor beni yanına.
Ben de o sırada kahve falan koyuyordum galiba.
Neyse işte oturuyorum. Senin adın ne falan diye soruyor. Diyorum böyle böyle...
Türkel Minibaş:Hiç görmedim okulda seni hazırlık mı okuyorsun?
Ben:Evet, hazırlık okuyorum. Mühendislik fakültesindeyim zaten...
TM:Ohhh sonunda mühendislikten de öğrenci transfer ettik. Hayırlı uğurlu olsun.
Ama zor olmuyor mu nasıl geliyorsun mühendislik fakültesi nerdeeeee, burası nerde?
Ben: Yok hocam şimdi zaten hazırlıkta okuduğum için beyazıt kampüsündeyim ama seneye bilemem tabi....
...
Aslında o gün burada anlattığımdan çok ama çok fazla şey daha konuştuk. Siyaset, sanat... Gerçekten kendini çok iyi ifade eden birisi. Öğrenciyle iletişimi çok iyi ve yakın bir arkadaşınız gibi.Beni hiç tanımadığı halde kırk yıllık arkadaşıymışım gibi saatlerce sohbet etmişti. :)
Büyüklerin genellikle nasihat vermesine alışkınızdır. Türkel Hoca dinlerdi, yorum yapardı. Nasihat verdiğini hiç görmedim, duymadım. Belki de bana denk gelmedi.
Öğrencileri tarafından çok sevilen bir hocaydı, halâ da öyle. Sanata çok düşkündü. Doçent olduğu yıllarda okulun ilk tiyatro kulübü kurulduğu zaman çekilen sıkıntıları anlatmıştı. 80 yıllardan bahsediyorum. Birçok insanın tiyatro kulübünün açılmasına karşı çıktığını ve hatta bunların arasında öğretim üyelerinin de olduğundan bahsetmişti. Bu durumun kendisini ne kadar üzdüğünü esprili bir dille anlatmıştı.
Tabi bütün bunların yanında o çok iyi bir ekonomistti. Aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktaydı ve birçok sivil toplum kuruluşunda da görev almaktaydı.
İnsana, hayvana, sanata değer veren, Atatürkçü, ülkesini ve devletini seven birini daha kaybettik.
Başımız sağolsun.
Sevgiler...
Abraxas...09.02.2009