Kırıtın kızlar... :)

Yine yeni yeniden yorgunum. Bütün gün tepindim durdum spor salonunda. Sebebini söylemem, sır. :) Şaka şaka sevgili kardeşimin ısrarları sonucu halk oyunları öğrenmeye başladım. Halay çekmeyi bilmeyen biri nasıl kursa başlar demeyin. Başladık işte, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete...
Hocalar da valla bir öyle diyorlar bir böyle. Neyse hocalardan birisi bugün yine beni iyi olan gruba aldı. Geçen hafta da demişti zaten haftaya o gruba geçeceksin diye ama ben geçmemiştim bugün. Tabi bugün yine öyle söyledi. Yarın mecburen çalışmaya gidicem akşam altıda. Sınavlar da var ama ne yapalım... Eee 4 hafta gitmeyince böyle milletin içinde sap gibi kalmak koyuyor insana. Bir de ben kendime kötü laf ettirmem. Yapamıyorsam, yapamıyorum demektir. Ancak yapabilecek durumda olduğum halde yapamadığımı söylerlerse, olmaz.Aslında hareketler o kadar zor değil ama çalışmam gerekiyor sonuçta. Diğerlerine göre 4 hafta geride olduğumu da düşünürsek baya çalışmam gerek. Yarın da zaten karadeniz çalışmaya gideceğim. Ne menem bir şeymiş. Of, diyorum sadece.
Bir de hocalar bayanların yapacağı hareketleri gösterirken çok komik oluyorlar. "Kırıtın kızlar, kırıtın.Biz yapamıyoruz. Göğüs öne, dik dur, kafayı kaldır, gülümse...Sırıt sırıt dişlerin görünsün..." Gözünüzde canlandırın işte...
Bir de şişman kadınlar falan geliyor kursa, yanyana oynuyorsun üstelik. Bir süre sonra ciddi bir ter kokusuna maruz kalıyorum. Yağlı vücutlarından mı kaynaklanıyor acaba o koku. Bir de işin kötü tarafı beni çok seviyorlar. Neyimi seviyolar ben de anlamadım ama yanıma yanaşıp sarılıyorlar falan. Dur be destur! Adını sanını bilmediğim insanlar. Hiç de sevmem böyle sırnaşık insanları. Yapışmalar, yanaşmalar, gel benim yanımda oyna demeler...Bu ne be! İçimi döktüm de rahatladım azıcık, onların yanında ses çıkaramıyorum laf aramızda. :)

Bir de bu aralar dizlerimde bir ağrı var nedense. Doktora gidebilirim. Doktor demişken gözlerim çok bozulmuş hiçbir şey göremiyorum. Belki gözlük verir doktor. Hiç de sevmem gözlük takmayı...

Halk oyunlarını bir atlatayım, salsaya başlamayı düşünüyorum. Bizim arkadaşlar maşallah salsa, çaça, tango hepsini bir arada yürütüyorlar.

Bugün Antep hocasıyla muhabbet ediyorduk, arada Adli Tıp stajımı da bağladım. Konuyu nasıl oraya getirdiğimi hatırlamıyorum ama bu iş tamamdır. Çok pis bir insanım, kahretmesin. :)

Abraxas
25.01.2009

Bir Teselli Ver

Çok moralim bozuk, çok mutsuzum.
Konu yine dersler...Bahsetmiştim bütünlemelere kalacağımdan ama bu kadarını ben bile tahmin etmiyordum. Beklemediğim derslerden bile bütünlemeye kaldım. Tam 4 ders!.. Özellikle fizikokimya sınavından bütünlemeye kaldığımı duyduğumda başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Zira en sevdiğim ders oluyor kendileri. Bir de bütünlemeye kalacağım kadar kötü de geçmemişti, çok şaşkınım o yüzden. Bugün bütün gün ders çalıştım; diferansiyel, analitik, fiziko. Organik çalışmaya başlamadım, ne zaman başlarım onu da bilemiyorum. Organik sınavı son hafta olacak.

Ya resmen mal gibi bütün ana derslerden kaldım.
Bu sene zaten çok farklıyım. Nedenini bilemiyorum. Vizelerim de iyi değildi zaten fiziko ve organik dışında. Nazar denilen şeye inanıyorum öncelikle bilimsel olduğu için, resmen nazara sığındım. Kesin bende nazar var, diyip duruyorum.
Vizelerden önce grip oldum. Finallerden önce kaza geçirdim. Şimdi tekrar grip oldum. Bu nedir ya?

Hiçbir derse doğru dürüst çalışamadım, kalmam çok sıradışı bir olay değil ama ne bileyim gururuma yediremiyorum. Evde herkes 100leri 95leri götürsün ben ne yapayım, bütlere kalayım. İğrenç bir durumdayım. Bir de insanlar sana embesil gözüyle bakıyorlar, en çok ona sinir oluyorum. Acıyan bakışlar fırlatmaları da cabası.

Bütün bu dersleri bütünlemede nasıl vereceğimi düşünüyorum kara kara ve de yana yana.
Kredileri oldukça yüksek dersler. Aslında diferansiyel ve fizikodan yine korkmuyorum ama organik ve analitik ciddi anlamda başıma bela.

Bir de organik hocası dönem ödevi verdi bize. Sonunda vizelere en fazla 10 puan ekleneceğini söyledi. Bizim bütün bölüm aynı ödevi hazırlayıp verdi, kopyala-yapıştır sağolsun. Ben de günlerce bir sürü kitaptan araştırdım. Onları birer birer yazdım, düzenledim. Ödevi vermeye gittiğim gün kaza geçirdim. Çekmediğim dert ve çile kalmadı. Onlara da 5 puan eklendi, bana da.
Yok yok, ben karar verdim. Bu dünyada adalet yok! Hele de adalet aramak, hiç yok!

Abraxas...
22.01.2009

Mim_4

Bir mim dalgasıdır aldı başını gidiyor, hem de o kadar uzaklara gidiyorki sınır falan tanımıyor meaşallahhh. :)
Papagangibi teeeee Arjantin'den mimlemiş beni. Sevgiler, saygılar. :)
Lafı fazla uzatmadan yazmaya başlamak istiyorum:

Yaptığım 4 iş:

1. Satranç öğretmenliği:
Bu işi yıllar önce ortaokuldayken 2 sene boyunca yapmıştım, tabi gönüllü olarak. Şimdilerde öyle bir imkanım olsa yine yapardım.

2. Blog yazmak: Yine yaklaşık olarak 2 senedir blog yazıyorum. Blogumdan para kazanmıyorum ve bu işi zevk için yapıyorum. Bu bence çok önemli. :)

3. Müzik dinlemek: Hayatım boyunca yaptığım en doğru iş bu olsa gerek. Bazen düşünüyorum da ''Hayatımda müzik dinlemekten başka yapacak bir şeyim olmasa ne kadar da güzel olurdu...''

Bunu hatırlamayı hiç istemezdim ama
4. Okula gitmek ve sınavlara girmek.

---------------------------------------------------------------------------------------------

Defalarca izleyebileceğim 4 Film:

Tam da adamına sordun. Acaba hayatım boyunca dört adet film izledim mi?
Şaka şaka, o kadar da değil...
1. Hababam Sınıfı kaç kere izlemiş olduğumu bilmediğim filmlerden biri.
2. ....
3. ....
4. ....
Hakikaten aklıma başka film gelmedi. :)
Affedin beni. :p

----------------------------------------------------------------------------------------------

Yaşadığım 4 yer:

1. Ankara
2. İstanbul

----------------------------------------------------------------------------------------------

İzlediğim 4 Tv Programı:

1. Yaprak Dökümü
2. Reklam aralarında Avrupa Yakası
3. Lost
4. Buna da Şükür :)

----------------------------------------------------------------------------------------------

Tatil İçin Gittiğim 4 Yer:

1. Önceden tatil için İstanbul'a giderdim.Şimdi Ankara'ya gidiyorum.
2. Kars
3. Tekirdağ
4. Balıkesir

----------------------------------------------------------------------------------------------

En Sevdiğim 4 Yemek:

Tabiki 1. sırada Mantı var.
2. Karnı yarık
3. Kurufasulye_pilav :)
4. Makarna

----------------------------------------------------------------------------------------------

Hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer:

1. Kahire
2. Kızılay
3. Yenimahalle
4. Pier Loti Tepesi

----------------------------------------------------------------------------------------------

Bir Yağmur Damlası Olsaydım Düşmek İsteyeceğim 4 Yer:

Ay bu çok komik geldi. Nasıl bir şey bu ya! :) Bünyem algılayamadı.
1. Yanlış anlaşılma olmasın sevdiğim kişinin üstüne :) Çok klişe ya ben böyle cümleleri okuduğumda çok gülerdim. Alacağın olsun papagangibi. :)
2. Denize
Başka da bir yere düşmek istemezdim vallahi. :)

Bu değişik mimi öncelikle isteği üzerine sevgili Bızbız'a paslıyorum. Kolay gelsin şimdiden. :)
Sevgiler.

Abraxas...
19.01.2009

Nankörsünüz!


Hiçbir şey anlatmayacağım. Sadece herkes çok nankör, böyle olduğunu düşünüyorum. Herkes yüzünüze gülüp de arkanızdan farklı işler çeviriyorsa eğer, bunun başka bir anlamı olamaz.
Bencilsiniz!
Varsa yoksa bir siz varsınız. Umurunuzda mı dünya!
Hırslısınız!
Hem de çevrenize zarar verecek kadar hırslısınız!
Vicdan!!!
Söylemeye gerek var mı, vicdan barındırmadığınızı...
Düşüncesizsiniz!
Öyle olmasa ben şuan bu yazıyı yazar mıydım?

-------------------------
Dün biran sinirlenip yazmaya başlamıştım. Sonra bir kahve içip geri döndüm. Yazıya devam etmedim. Daha doğrusu yazacak hiçbir şey bulamadım.
Hiçbir şey ya da hiçkimse değişmeyecek benim bu yazıyı yazmamla ve zaten benim de öyle bir amacım yoktu. Dolayısıyla yazıyı uzatmadım, uzatmak için kendimi zorlamadım. Hem yazı uzasa ne olur uzamasa ne olur alllaşkına...
Sitem ettim. sitem etmemde de herkesin payı var aslında. Yani anlayacağınız bu yazıyı okuyan her kişi üstüne alınabilir. Muhakkak kırdığınız, üzdüğünüz, canını yaktığınız insanlar vardır.
Lütfen düşünelim.
Sevgiler.

Abraxas...
19.01.2008

Benimle Dalga Geçiyorlar Ana!

İki gündür kafayı yemiş durumdayım. Başakla sabahları genellikle metrobüste buluşup okula birlikte yürüyoruz. Normalde Başak'ın okulla pek arası yoktur. Özellikle saat 08.00 gibi okulda olduğuna pek rastlanmamıştır. Fakat sınav haftası olması sebebiyle, istese de istemese de okula gelme durumda olan bir arkadaşım, Başak.
"Sınavlar sabah saat 08.30 da başlıyor. Tabi bizim de erkenden okula gidip uygun bir yer kapma kaygımız var. Hoş, İstanbul Üniversitesi'nde kopya çekmek, özellikle de Mühendislik Fakültesi'nde çok zor hatta imkansız ama yine de ne olur ne olmaz diye gidiyoruz işte..." dedikten sonra bugünkü konumuza geçebiliriz.
Başak'ın okula geldiği günlerde alışkanlık haline getirmiş olduğu iş, sabah 07.00 de beni arayıp nerede olduğumu sormaktır.
Zırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
Gözlerini Açamayan Ben: Aloooooooooo
Başak: Alo, Derman nerdesin ya!
GAB: Evdeyim...
Başak: Aaaa yatıyor musun halâ. Ay pardon yivrüm, ben uyanmışsındır diye şey ettiydim.
GAB: Hmmmm
Başak: Eeee ne zaman metrobüste olursun....

Konuşma bu şekilde metrobüse gidene kadar uzar.
Ancak şimdi anlatacağım konuşma daha farklı.
Neden? Çünkü sınavlar olduğu için Başak telefon açtığında ben sıcacık yatağımda olamıyorum.
Başak: Alo, abi nerdesin?
Gözleri Cin Gibi Olan Ben: Yoldayım, okula geliyorum.Sen nerdesin?
Başak: Ben 40 dk. sonra okulda olurum ya!
GCGOB: Tamam ben seni metrobüsün orada beklerim. (Acaba 40 dk sonra okulda olabilecek miyim?)
Başak: Tamam, sağol bebişim.
GCGOB: Hadi görüşürük.

20 dk sonra....

GCGOB: Ben metrobüse geldim, sen nerdesin? Çabuk gel, donuyorum!
Başak: Benim daha 15 dk. var!
GCGOB: Bak simit ayran da aldım...
Başak: Ay tam aklımdan o geçiyordu valla, süperrr!
GCGOB: Açlıktan ölücem ama çabuk gel.
Başak: Sen yemeye başla benim gelmeme daha 15 dk. var!
GCGOB: Ya çok soğuk okula gidiyim mi ben?
Başak: Nolur gitme nolur nolur. Güvenliğin içinde beklesene beni nolur nolur be hacı!
GCGOB Dehşetle: Hacı mı!
...................
GCGOB: Tamam çabuk gel!

Heheheheheh buraya kadar boşuna okudunuz çünkü hiçbir şey anlatmadım. :)

Evet bu konuşma üzerine güvenlikten içeri girdim. Normalde oraya bir tek türbanlı kızlar giriyor, başlarını açıp peruk meruk takıyorlar. Tabi güvenlikçi ağabey bana mal mal bakıp durdu, zira ben de girdim içerde mal mal duruyordum. Tabi sonra haliyle soracak gibi oldu ama ben fark eder etmez, sormasına fırsat vermeden "Arkadaşı bekliyorum, dışarısı soğuk ondan!"
Güvenlikçi: Hmmm, tamam. Buyrun şu sandalyeye oturun.
Ben: Teşekkürler.
.......
Sonra bir tane mal bir güvenlikçi geldi.Bunlar günlük ve sıradan konuşmalarını yaparken ben de etraftan gelene geçene bakıyorum.
Anam bizim sınıfın bireyleri birer birer içeri giriyor. Bir Başak yok ortalıkta.
Neyse sonra güvenlik görevlilerinden birisi dışarı çıktı, kontrol montrol yapıyor güya.
Diğeri de radyo açtı galiba o kısmını tam çözemedim. Radyoyu açmadan önce de Talael Bedru Aleyna ilahisini söylüyordu. Vallahi ciddiyim. Normalde ben o ilahiyi Oum Kalthoum'dan dinlediğim için severim. Türkçesi'ni hiç dinlememiştim. Bu da Türkçe söylüyor ama melodi aynı sonuç olarak. Neyse tabi dedim, şarkı türkü söyle de koskoca üniversitede ne diye ilahi söylersin.
Sonra açtığı radyoda da meymenet yoktu açıkçası. Birileri arabesk şarkı söylemeye çalışmış falan, bu da kendinden geçerek dinliyor, arada bir katılıyor şarkılara falan derken zaten gece hiç uyumamış biri olan ben kendimden geçtim. Resmen şarkılar baydı beni. Başak da gelemedi bir türlü.
Bir de ben arabesk müzik hiç dinlemem, dinliyorsam arapça dinlerim. Arabesk müzik dinlemek bence zaman kaybı, saçma sapan bir şey. Zaten beni gören arapça müzik dinleyebildiğime de inanamıyor, herkes beni rockçı falan sanıyor ama alakası yok. Güzel olan her şeyi dinlerim. Güzel olmayan bu müzik tarzını ise dinlemek benim için tam bir işkence halini almaya başlamışken bir anda ince ses tonuyla (ses de acayip yüksek) İbrahim Tatlıses şarkıya başladı... Hangi şarkı diye sormayın, çünkü bilmiyorum. Benim tipim tabi iyice kaydı, omuzlarım da kafamla beraber düştü, gözler desen bayık bayık, Türkan Şoray gibi...
O değil bir de normal bir sınava girmeyeceğim, kapı gibi organik sınavı. Ölmem an meselesi. Artık içimden dualara başlamışken, içeri Başak girdi ve girmesiyle kahkaha atarak çıkması bir oldu. Ben de tabi onu görünce hemen çıktım. Bu deliler gibi kahkahalar atıyor, bağırıyor falan.
Güvenlik görevlileri de duydu tabi. Bende konuşacak hal bile kalmamış.
Millet arkasına dönüp bana bakıyor tabi, tipi kayık bir ben varım sabah sabah. Herkeste bir gülme modu...
Tipime taktılar şimdi.
O neydi ya!
Ne dinliyordu onlar ya!
Senin tipin nasıldı ya!
Abi var ya senin o anki tipini hayatta unutamam!
Ahahahahah senin tipin var ya hele o sandalyede oturuşun.....

Yeterrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

Rezil olduk elaleme anasını satıyım. Bir de güvenlik görevlilerinin olduğu kapıdan çıkacağımız zaman bunlar aynı muhabbete tekrar başlıyorlar. Resmen adamların suratına kustular, adamları rezil rüsva ettiler. Halbuki adam gayet mutlu bir şekilde dinliyordu müziğini. Tabi zevk meselesi olduğu için üzüldüm onların adına. Çok aptal oluyor bu insan milleti. Ne diye dalga geçersin elalemin dinlediği müzikle. Tamam benim o an orada bulunuyor olmam bir şanssızlıktı ama dinledikleri müzik türüne göre insanları ezmek, onlarla dalga geçmek saçma.
Fikrini söylersin, dinlemiyorum dersin. Gerekirse sebeplerini söylersin ama karşıdaki insan da belki senin dinlediğin müziği sevmiyordur.
Ha bir de şu var: Millet o nasıl müzikti falan diyordu ama şarkıyı da biliyorlar, yok böyle iş...
Kardeşim madem sen de dinliyorsun, o zaman neden laf söylüyorsun adamlara değil mi ama...
Ağızlarının payını verdim ama tipim de oldukça kaymış olmalı, çünkü pek işe yaramadı...

Abraxas...
14.01.2009

2009'dan Beklediklerim / 3.Mim

Efendim bu sefer mim olayımızın baş kahramını sevgili PaNDoRa.
Başlıkta da belirttiğim gibi gelen mimin konusu 2009'dan beklediklerim.
Aslında bu benim için zor bir konu zira, 2009'dan beklediklerim çok fazla. Şimdi sadece aklıma gelenleri yazacağım, aklıma gelmeyenler de idare etsinler artık. Biliyorum saçma bir cümle oldu ama bunu da siz idare edin.
Efendim öncelikle klişeleşmiş bir cümle olsa da ben 2009'dan sağlık, mutluluk, barış, para ve bol başarı bekliyorum. Her ne kadar bu ve bu tarz cümlelerin klasik olduğunu düşünsek de bence ilk önce dilediğimiz şeyler bunlardır.
Daha sonra Adli Tıp Kurumu'nda yapmak istediğim staj işinin gerçekleşmesini istiyorum. Henüz bu konuda ne yapacağımı bilmiyorum ama en kısa zamanda Adli Tıp'ın yolunu tutacağım kesin.
Bir de eğer Adli Tıp'ta staj yapabilme işim gerçekleşirse otopsiye girebilmeyi istiyorum. Nasıl bakıcam bilemiyorum ama...
Analytical Chemistry dersinden geçmek istiyorum, zira anamı ağlattı benim. Ne menem bir dersmiş, şeytan görsün bir geçiyim, her şeyi atacağım. Analitik Kimyayı hayatımdan çıkaracağım.İnşallah Allah'ım bugünleri bana gösterirsin. Allah'ım biliyorum bütünlemeye kalacağım ama bari bütünlemelerde geçeyim.
Not ortalamam bir üniversite öğrencisine göre oldukça yüksek ama ortalamamın düşmesini istemiyorum.
Bloguma daha çok yazı yazmayı istiyorum, yazılara da bir o kadar çok yorum gelmesini istiyorum.
Arkadaşlarımla daha fazla vakit geçirmeyi istiyorum.
Blograzzi'de günün blogu olmak istiyorum.
Daha iyi bir insan olmak istiyorum.
Terör'ün bitmesini, Türk insanının aklını başına almasını istiyorum.
Ampulden floresansa geçilmesini istiyorum.
Doğru dürüst bir tatil yapmak istiyorum.
Yorulmak istemiyorum.
Hayır, demeyi öğrenmek istiyorum.
Babamı ve ikizimi daha çok görmeyi istiyorum.
Ankara'ya gitmek istiyorum.
Karşıma doğru dürüst birinin çıkmasını istiyorum.
Tiyatroya gitmek istiyorum.
Üst komşumuzun sevmediğim şarkıları, özellikle de 'çek git bebeğim' şarkısını dinlememesini istiyorum.
Eurovision'da Hadise'nin 1. olmasını istiyorum, bunun yanında Türkiye'nin Ermenistan'a hiç puan vermemesini diliyorum.
Teyzemin benden özür dilemesini halâ bekliyorum.
Yabancı özentiliğimizin bitmesini istiyor, Türkçeye daha çok özen verilmesini bekliyorum.
Kardeşimin laptopundan kendi laptopuma terfi etmek istiyorum.
Kendime acilen bir bot almak istiyorum, buna ek olarak bir mont ve birkaç pantolon da fena olmaz.
Trafik kazalarının olmamasını istiyorum.
İnsanların sigara içmemesini ve hatta sigaraların sokakta içilmesinin bile yasaklanmasını istiyorum.
Türk polisinin işini doğru dürüst yapmasını, insanlara hayvan muamelesi yapmamasını diliyorum.
İsrail'in yok olmasını istiyorum.
Şeytanın bacağını kırıp, zengin olmak istiyorum.
Arkadaşlarımın derslere girip not tutmasını ve sınav zamanları telefonumun daha az çalmasını diliyorum. Ayrıca da sınav zamanı onların fotokopi çektirmeleri yüzünden zaman kaybetmemeyi ya da daha az zamanımın gitmesini istiyorum.
Bir de yazımı iğrençleştirip kimsenin okumamasını istiyorum. Böylelikle kimse benden not alamaz.Geçen sene ajandaya yazarsam kimsenin defterimi istemeyeceğini düşünmüştüm. Büyük bir hata olacağını nerden bilebilirdim ki...
Moliere'in Hastalık Hastası oyununu kitaplıktan çıkarıp biran önce okumak istiyorum.
Doğumgünümde bir sürü hediye almak istiyorum.
Sevdiğim insanları hep yanımda görmek istiyorum.
Sağ salim bir hayat istiyorum.
Bir de her senenin sonunda yapılan 'Seneye görüşürüz' esprimsisinin sonsuza dek yapılmamasını diliyorum.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar diyorum, konuyu Sevgili LoLa'ya paslıyor, sevgilerimi sunuyorum efem.
Ahan da sundum:
Sevgiler.

Abraxas...
09.01.2009

Şablon Hazırlamayı Bilseydim...

Bloggerda yeniden bir tema değişikliğine gitmek istiyorum. Bu kaç oldu ya da olacak inanın benim matematiğim bile bunu saymaya yetmiyor artık.
Ne kadar da sıkılgan bir insanmışım ben, resmen bu blog sayesinde anladım bunu.
Aslında şablon yapmaktan anlasam kafama göre bir şablon da hazırlardım elbet. Fakat hazır şablon aldığım için bu durumlara düşmem işten bile değil.
Alıyorum hazır şablonları, o an çok beğeniyorum ya da ne biliyim kötünün iyisi moduna geçip buna da şükür diyorum. Sonra da onları bir paçavra gibi atmak istiyorum ya da bunun gibi bir şey.
Oysaki şablon hazırlamayı bilseydim, kimbilir ne tür harikalar yaratırdım.
Narsist miyim ben neyim?
Herneyse zaten bu şablon yapabilen insanlara hep çok imrenmişimdir. Çok üstün zekalı insanlarmış gibi algılıyor beynim onları ama gerçekten öyle midirler bilemem tabi. Sonuçta zorunluluktan öğrenenler de vardır.
Aslında zorunluluk demişken, bu şablon yapma işini ben de bir an evvel öğrenmeliyim herhalde. Piyasada bana göre şablon kalmadı. Bir de sonuçta her sitede kullanılan şablonlar var. Gidip de şablon diye onları almak saçma olur.
Şablon hazırlamayı bilseydim, kendime özgü bir şeyler yapardım vallahi. Şimdi mesela kime özgü bir şablon kullanıyorum bilmiyorum. Belki bu şablonu hazırlayan kişiyi tanısam hiç sevmezdim ve bırakın hazırladığı şablonu kullanmayı belki suratını bile görmeyi istemezdim. Olabilir bu tarz şeyler. Ama düşününki ben o kişinin şablonunu kullanıyorum. Ee tabi tersi de olabilir ama olsun ben lafımı ortaya kodum.
Bir de bu hazır şablonları alırken insan çok vakit harcıyor. Düşününki saatlerce ve hatta günlerce sadece güzel bir şablon bulabilmek için uğraşıyorsunuz. Herhalde şablon hazırlamayı bilseydim, bu iş bu kadar uzun sürmezdi.İnsanın başı çatlıyor bilgisayar başında.
Bir de benim bir huyum vardır; bilgisayarda araştırma yapmayı hiç sevmem zor durumda kalmadıkça. Evet, biliyorum kötü bir alışkanlık ama bu böyle. Şimdi bu şablon olayı işin içine girdi mi de sanki hayatımda yapılması gereken en önemli işmiş gibi bütün her şeyi bir kenara bırakıp bu işe odaklanıyorum. Aslında benim o sırada oturup Cemil İbiş'ten almış olduğum organik dersini vermek adına çalışmalarıma devam etmem gerek. Oysaki şablon hazırlamayı bilseydim, bunların hiçbiriyle uğraşmama gerek kalmayacak ve artan zamanımda (!) organik çalışabilecektim. Yok ya bu son cümle saçma oldu. Hiçbir zaman bir şeyden artan zamanımda ders çalışmadım ki ben. :)
Terazi burcu olmak bazen insanı çok zor durumlara sokuyor. Gerçekten ne menem bir burçmuş. Seçicilikten öleceğim vallahi.Yukarıdaki karikatürün manasını ne yazıyla ne alakası var diye sorarsanız da söyleyeyim ben hiçbir alakası yok. hoşuma gitti ben de koydum.
Ha bir de bugün kardeşimin doğumgünü, kutlu mutlu olsun inşallah ama ben bu çocuğa ne hediye alacağım. Seçiciliğim gözü kör olsun emi. :)
Sevgiler efem. :)

Abraxas...
09.01.2009

Büt Büt Atıyor Kalbim...

Bir şey yazıcaktım ama unuttum ne yazacağımı. Zaten canım sıkkın, finaller başladı. Tam gaz ders çalışıyorum. 7/24 desem kesinlikle ve kesinlikle yanlış olmaz. Ama bu sene garip bir rahatlık var üzerimde. Dersler ağır, sorular zor ama sanki çok mükemmel bir zekaya sahipmişim gibi bütün derslerden geçeceğim edalarındayım. Sonuç ne diye sorarsanız, üç gün içinde olduğumuz üç sınavın ikisinden bütünlemelere kalacağım. (Zaten üçüncü sınav da ekonomi, yok artık ondan da kalmam, o kadar düşmedik daha. zaten seçmeli ders.)

Hadi analitik neyse, o zaten Allah'ın emri ama diferansiyelden çok umutluydum.
Emre Hocama sesleniyorum buradan:
-Hocam resmen ters köşe yapmışsınız yahuuuu!!!!
---------------
Emre hocam sağolsun bize sınavdan önce sorular verip, sınavda da o sorulardan üç tanesini aynen soracağını söyledi. (Söylemiştiniz hocam!) Bir soru da dışarıdan sorulacaktı ki işin püf noktası bu. O soruyu yapan havada karada geçer zaten sınavı. Herneyse, sınavda sorular dağıtıldığında sorulara önce bir göz gezdirdim. Baktım soruların hiçbirini daha önce görmemişim.
O sırada sınıfta bir uğultu oluyor zaten.
Sorular da ingilizce, okumaya üşeniyorum hocanın sorduğu yorum sorularını nasılsa yorumlayamayacağım için. Daha sonra hiçbir şey yapamayınca diyorum, boş oturmaktansa okuyayım şu soruları. O zaman beynimdeki kısa süreli dalgalanmadan sonra yorum sorusu sandığım şeylerin aslında öyle olmadığını görüyorum ve sevindirik oluyorum.
---------------
Her sınavda yaptığım gibi genelde en iyi bildiğim soru son soru olduğundan yine son sorudan başladım. Amma ve lakin süre 50dk. olunca yetiştirmek mümkün değil, diferansiyelden bahsediyoruz. Bende de bir salaklık var galiba, bir soruyla bir gün uğraştığım da oluyor.
Zaten daha ben 2. soruyu bitirememiştim, hoca 10 dk. kaldı dedi. Bu nasıl hayat, bu nasıl bohem...
Neyse ya yazmayacağım. Moralim bozuldu işte, pofff.
Bir de bugün bir arkadaşım bana bere getirdi, çok tatlı bordomsu bir renk. Annesi örmüş.
Günün en güzel şeyi buydu.
Ha bir de bugün bir arkadaşa fiziko defterimi vermedim. "Sana yok." dedim. İlk defa bunu yapıyorum. Aman banane kardeşim, sınava bir gün kala defter mi istenirmiş. Zaten bizim sınıf da bir garip...
-------------
Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da salı günü olduğum Analytical Chemistry dersinde sorulan soruları göstermekte. Hocalarıma sevgiler, saygılar sunuyorum.


Abraxas...
07.01.2009

"Dinime Küfreden Müslüman Olsa"

VAK''İT!''

''Dinime küfreden,müslüman olsa!?''

Aşağıdaki yazı, Ankara’da doğalgaz sızıntısı sonucu yaşamını yitiren yedi genç için yapılan habere olan ortak bir tepkidir. Katılıyorsanız yazıyı kopyalayıp blogunuzda yayınlayabilirsiniz.

Yılbaşında ölen 7 çocuk üzerinden yaptığınız haberleri kınıyoruz. Yaşları 19 ile 23 arasında değişen, hayatlarının baharında 7 çocuğun doğal gazdan zehirlenerek ölmelerini, alkole, uyuşturucuya, ahlaksızlığa, Filistin’e bağlamanız akıl alır bir şey değil ve hiçbir şekilde dine ya da insanlığa sığmıyor. Kimse Filistin’de çocuklar ölüyor diye sevinmiyor. Hiç kimse Kuran kursu yıkılıp da altında can veren çocuklara sevinmiyor. Kimse depremde ölen binlerce cana sevinmiyor. Ama siz, resmen “ölümü hak ettiler, kendi suçları” demeye getiriyorsunuz ve işin esas sorumlularının aranmasına engel oluyor, olaydaki ihmalin göz ardı edilmesine sebep oluyorsunuz. Yılbaşı kutlaması ya da değil, alkollü ya da değil, hatta inançsız ya da değil, hiç kimse böyle bir ölümü hak etmez.

Siz kan üzerinden propaganda yapıyorsunuz, sizler resmen ölümü, tecavüzü meşru kılma çabası içerisinde suça davetiye çıkarıyorsunuz. Cahil, saf insanlara “birisi alkol alıyorsa, ölebilir” mesajı veriyorsunuz. Ne yaptığınızın farkında mısınız? Sitelerin kapatıldığı, içkinin yasaklandığı, porno zina tartışmalarının yaşandığı şu günlerde siz ahlak bekçiliği yapıp, ona buna laf atarken, bünyenizde bir yazar başkasıyla evliyken, yaşı reşit olmamış bir kızla sevişiyor ve siz iki yüzlüce bunu savunabiliyorsunuz. Başkalarından beklediğiniz ahlak sizde nerede? Hangi ahlaktan bahsediyorsunuz siz gerçekten? Alkolün, yılbaşı kutlamalarının ahlakımızı bozacağını söyleyen sizler, şu yaptığınız haberlerle ahlaksızlığın dik alasını yaptığınızın farkında değil misiniz gerçekten? Siz suçlunun kimliğine bakmadan suçlamayı, mazlumun kimliğine bakmadan onun yanında olmayı öğrendiğiniz zaman gerçekten “iyi” olacaksınız oysa, bu tavrınızla ise sadece kötüsünüz, kötü kalplisiniz, sizin için bir şey ifade edecekse ‘cehennem’liksiniz. Toplum huzurunu bozmak suçundan size dava açılması en büyük dileğimiz. Zira siz toplumu bölüyorsunuz, uçurumlar yaratıyorsunuz, şiddeti körüklüyorsunuz, insanları tahrik ediyorsunuz. Perişan olmuş 7 ailenin acısına, hayattaki en büyük acıyı yaşayan o ailelere, umarsızca nanik çekiyor, onlarla dalga geçiyorsunuz. “Filistin’de ölenleri düşünün, bunları değil” diyorsunuz. Oysa o ayrı bir şey, bu ayrı. İnsan eğer içinde insan sevgisi taşıyorsa, her iki olay karşısında da acı duymayı, saygı duymayı bilir. Biri diğerini engellemez. Ama maalesef, sizin insanlığınız ölmüş ve başkalarınınkini de öldürmek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. O çocuklar alkol mü aldı, esrar mı içti, seks mi yaptı bilinmez. Önemli de değil. ölüm sebepleri bunlar değil çünkü. Doğal gaz sızıntısı sizi de uykunuzda yakalayabilir çünkü. Ayrıca, bu insanlar fahişe de olabilirlerdi, alkolik de, uyuşturucu bağımlısı da, hatta sizin için en kabul edilemez şey de olabilirlerdi: bir kafir! Ne olursa olsun, ölüm ‘yaşasın, hak ettiler’ denecek bir şey değildir. Bunu demek katillere icazet vermektir. Size göre alkol alan birinin, açık giyinen birinin, kızlı erkekli aynı evde bulunan birinin, bir katilden, bir tecavüzcüden daha ahlaksız olması ne kadar acı. Özür dileyeceğinizi umuyoruz. Çünkü o ailelere bir özür borçlusunuz, bu ülkeye bir özür borçlusunuz. Depremde kaybedilen binlerce canın ardından yapılan “7.4 yetmedi mi” zihniyetini, bu nefreti siz doğuruyorsunuz çünkü. Sizin kararmış kalbiniz, yozlaşmış ahlak anlayışınız doğuruyor. Susmanızı diliyoruz artık. Çünkü hezeyanlarınıza inanan, bir takım saf insanlar var. Din maskesi altına sakladığınız, aslında dinle en ufak bir alakası olmayan zihniyetinizi göremeyen bir dolu insan… Susun artık. Susun gerçekten. Allah değil ama şeytan sizinle gurur duyuyor olmalı. Ölenlerin her ne olursa olsun, insan olduğunu hatırlamanız ve bu tip bir acıyı bir gün sizlerin de yaşamamanız dileğiyle… Dikkat edin, “yaşamamanız” diyoruz biz hala, çünkü biz iyiyiz, biz insanız, biz kimse ölsün, evlat acısı yaşasın istemiyoruz. Zihniyetleri her ne olursa olsun istemiyoruz. Çünkü biz sizin gibi şeytan değiliz, olamıyoruz maalesef.

Dırdırcı'dan alıntıdır.

Bir grup iyi ‘insan!!!

Dipnot: karikatatür; vakit gazetesi Ocak 2006

Blog Yazmayı Bırakmayı Düşündüm mü Acep?

Efendim bu aralar aklımdan sürekli geçen bir konuda tabuhan arkadaşımız beni mimlemiş.
Beni tanıyanlar balık hafızalı olduğumu bilirler, dolayısıyla blogger adresimin kaçıncı kez mimlendiğini bilmiyorum. Belki de blogger şubemizin ilk mimlenişidir. Öyle değilse de bu kadar lafın üstüne öyle kabul edeceğiz artık.
Gelelim konumuza; konumuz aslında bir sorudan oluşmakta: 'Kaç kere blog yazmayı bırakıyordunuz?'. Evet, yazılması zor bir konu değil.
Benim bu soruya yanıtım "Hiç!" olacak.
Yaklaşık iki senedir blog yazıyorum. Blogger hesabımı ne zaman açtığımı hatırlamıyorum ama bloggerda 3-4 aydır doğru dürüst bir şeyler yazıyorum, diyebilirim.
Blog yazdığım bu süre içerisinde zaman zaman içimden hiç yazı yazmak gelmedi, bazen coştum da kendime ben bile hayret eder oldum. Bu, herhalde o anki ruh halimle alakalı; bilemiyorum.
Yalnız şu var; yazdığım her yazıdan sonra bir daha hiç yazı yazamayacakmışım gibi geliyor. Açıkçası hiç yazamamak beni korkutuyor. Ben de zamana bırakıyorum.
Yazamıyor muyum? O zaman yazana kadar beklerim.
Yazabiliyor muyum? O zaman yaz ve yayınla...
Benim blog yazarken kullandığım mantık, bu mantık.
Yazılarımda hemen hemen hiç kelime oyunu yapmam, yapanları da takdir ederim. Bu benim eksik yanlarımdan birisi. Dolayısıyla sürekli diğer blogları geziyorum. Yazılanları okuyorum. Bunların bana faydalı olduğuna ve olacağına inanıyorum. Çünkü bu işi ciddi anlamda götüren insanlar var ve onların haklarını yiyemeyiz bence.
Kim demiş birbirinden etkilenmek olmaz diye?
Ben buna inanmıyorum.
Diyorlar ki; onun bunun yazısını okuyup da birkaç cümle değiştirerek kendi düşünceleriymiş gibi gösteriyorlar...
Nereden biliyorsun kardeşim, belki gerçekten öyle düşünüyor o insan! Böyle saçma sapan yazılar görüyorum bazı sitelerde, çok eğleniyorum. Düşünsenize aslında o düşünce farklı isimlerle ama aynı kelimelerle birçok sitede yer almakta. Kim kimin düşüncesini (ç)alıyor acaba diye insan düşünmeden edemiyor. Yine konudan saptığımın farkındayım ama motora bağladım, kendimi durduramıyorum.
Sonuç olarak bu tarz yazıları okuduğum zaman yazdıkça yazasım geliyor. Çünkü edebiyatçıları bile incelediğiniz zaman bir zincir olduğunu görüyorsunuz, birbirlerinden etkilenmeleri söz konusu. Bu bir gerçek.
Ben kişisel olarak bu tarz bir eleştiriyle karşı karşıya kalmadım işin aslı; ancak karşılaşsaydım tepkim ne olurdu bilemiyorum. Sadece fırsatını bulmuşken 'düşüncelerimi' yazmak istedim.
Yazı yazarken ise belirli bir tarzım yok. Deneme yazayım, aman olmadı söyleşi olsun, yok yok bir haber paylaşayım, bu da olmadı günlük yazayım... O an canım ne yazmak isterse onu yazıyorum. Okuyanlar beğenir beğenmez bu aslında tartışmaya açık bir konu ama öncelikli olan kriter tabiki 'yazan kişi' olarak benim beğenmem. Bilemiyorum belki kızacak ya da bencilce düşündüğümü söyleyeceksiniz ama aslında öyle değil. Böyle düşünmemin temelinde yatan düşünce şudur: Eğer bir yazıyı yazıyor ve beğenmiyorsam bunu yayınlayamam, çünkü benim beğenmediğim bir yazıyı diğer insanlar da beğenmeyecektir ya da tam tersi. Şimdi burada da bir terslik var gibi görünüyor olabilir. Yani, sonuçta bu göreceli bir kavram ve senin beğendiğin şeyi insanlar beğenmek zorunda değil, diye düşünebilirsiniz. Haklısınız ama bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir olay ya da olumsuz bir durum söz konusu olduğunda, karşınızdakine gayri ihtiyari yalan söylediğinizi farz edelim. Eğer bu yalana kendiniz bile inanmakta güçlük çekiyorsanız başkalarını inandırmakta da güçlük çeker ve hatta onları inandıramazsınız. Sanırım şimdi tam olarak ifade edebildim.
Yazı yazarken deşarj olduğumu hissediyorum. Bu beni ciddi anlamda rahatlatıyor. Dolayısıyla yazı yazmak bir yana blog yazmayı bile bırakmıyor, bırakmak da istemiyorum.
Bir de blog camiasında yazı yazan insanları çok seviyorum. İçlerinde belki 4-5 tane 'gerçek' hayatta da tanıdığım insanlar vardır ama ben aralarında birkaç falso olsa da hepsini çok seviyorum. Yaşadığımı hissediyorum; çünkü blog camiası bana yaşadığımı hissettiyor. Herkes kendinden olan şeyleri paylaşıyor; sevdiklerini, sevmediklerini, kızgınlıklarını, pişmanlıklarını, üzüntülerini, acılarını, sevinçlerini... Bu beni gerçekten çok mutlu ediyor.
Çoğu zaman kalabalıklar içerisinde yalnızlığımızdan yakınır dururuz. Ben burada yalnızlığımı unutuyorum belki de. :)
Biraz daha yazarsam ağlayacağım, o yüzden top şimdi Bızbız, Siminya, Esrik Öfke ve Cesetizleri'nde.
Kolay gele!
Zaten konuyu da yine çarpıtmıştım, huyum kurusun ya da kurumasın. :)
Sevgiler, saygılar efem...

Abraxas...
04.01.2009
View technorati.com My Internet Diploma Subscribe to me on FriendFeed